13 Nisan 2023 Perşembe

Merhamet

       Kötülüğü yok etmek için bunun yanlış olduğunu anlatmak beklentilerimizi karşılamadı. Çünkü insan kötülük yoluyla gayelerine ulaştı,çıkarlarına kavuştu. Bazı insanlar istediğini aldı. Bazı insanlara da çözümünü bulamayacak olsalar bile yalnızca dertlerini anlatmak kaldı: “Ben her gün şiddet görüyorum. Kimseye söyleyemiyorum. Tehdit ediyor.” “Savaştan kaçtık. Ailem o kadar perişandı ki başka çarem yoktu.” “Çocukluğum yurt köşelerinde geçti. Sonra da sokaklarda devam ettim mücadeleye.” “İsrail polisi Mescid-i Aksa’yı bastı. Sabah namazına gelen Müslümanları alıkoydu.” “Onlarla arkadaşız sanmıştım. Yaptıklarının akran zorbalığı olduğunu ben kendime küsünce söylediler.” “Artık yaşamak istemiyorum. Her şeyden sıkıldım. Çok yoruldum.” Bazıları da hiçbir şey anlatamadı:“Çok büyük hayalleri vardı. Tek isteği okumaktı ama bırakın okumayı,yaşamayı bile çok gördüler ona.” “Yeni bir George Floyd olayı daha yaşandı. Amerikan polisi ırkçı politikaya devam ediyor.” “20 yaşındaki genç sabah saatlerinde evinde ölü olarak bulundu.Şüpheli ölüm adli tıp raporuyla aydınlanmayı bekliyor.” Bu cümleleri duymaya ne kadar çok aşinayız? Büyük ihtimalle okuyan ve dinleyen birçok kişi sıradan bir soğukkanlılık sergiliyordur. Merhamet duygumuzu günden güne kaybediyoruz. Belki de bu duyguya karşı ruhlarımız bağışıklık kazanmıştır. Artık bizim de ruhlarımız kirlenmiştir. Kalplerimiz önce çamura bulanmış sonra da taşlaşmıştır,kendini ihtişamlı birer heykel sanıp salınıyorlardır içimizde bir yerlerde. Belki ruhlarımız da haklıdır. Sabah işe giderken,okuldayken,yolda yürürken,akşam evde sakince çayımızı yudumlayıp televizyon izlerken, birçok yerde kötülüğü görüyoruz. Kötülük;günlük hayatımızda kabullendiğimiz,yaşadığımız,yaşatmak zorunda olduğumuzu sandığımız normal bir ‘değer’ haline geliyor,haddi olmayan sıfatları arkadaş ediniyor. Belki de bulunmaz ve ulaşılmaz oluşuyla kaşıkçı elması mahiyetine yükselen,o mertebeye yükselmesiyle insanı yerin dibine geçiren iyiliği anlatmanın, anlatmaktan çok yaşatmanın zamanı gelmiştir. Artık can çekişen duyguları gömmeden evvel gün yüzüne çıkarmak gerekiyor,kötülük kavramını kapı dışarı edip bilinçaltına iyiliği yerleştirmek gerekiyordur. En önemlisi iyiliği yeşertmek için kötülüğün zehrini fark etmek ve tedavi sürecinde neyle savaştığımızı bilmek gerekiyor. Tedavinin ilk adımı acımaktır. Acımak duygusuna direnişimizi kırmak içinse belki de insanları hayrete düşürmek, ‘Biz ne yaşıyoruz?” sorusunu sordurtmak gerekiyordur. İçinde bulunduğumuz şartların aydınlanmasını yaşayıp bir an önce şartları iyileştirmek gerekiyordur. Belki de olumlu şeylerden bahsedip kaybolan umutları yerine koymak gerekiyordur. Ya da ‘belki’leri terk edip sadece anlamak gerekiyordur. Her şeyden önce anlamak: Biz neden bu hale geldik? Neleri kaybettik? Neleri kazandığımızı sandık da kendimizi kandırdık? Biz bu zamana kadar nasıl böyle kör,sağır,dilsiz,akılsız ve insani değerlerden noksan yaşadık? Nelerden korktuk da konuşamadık? Nasıl körelttik vicdanlarımızı? İlk ne zaman kaybettik merhameti? Nasıl oldu da anlamadık elimizdeki iplerin birer birer intihar ettiğini? Beraber anlayalım mı? Sonra bir umut yine kavuşuruz kaybettiklerimize.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumlarınız kendimi geliştirmeme yardımcı olacaktır. :)

Yarım Kalan Aşkın Hikâyesi

  Başkası için çalıyor şarkılar Kalemimin mürekkebi başkası için çarpıyor sayfalara Başkası için... Başkası için bu gözyaşları Başkası için ...

En Çok Okunanlar