Onları Sevmek Gözyaşına Dokunamamak Gibi

19/08/2026 (00:22-02:33-23-58)

    Günlük tutma alışkanlığımı zamanında çok sağlam kaybettiğim için travmalarımdan birini daha buraya ekleme kararı aldım. Bu bahaneyle biraz anılara ineceğim. Şu an çok duygusalım sanırım yazdıklarımı düzenlemeden de paylaşacağım. Ve en sevdiğim gibi direkt başlıyorum.

    Bir sabah kapımız çaldı. Gelen mahallemizdeki okulun o dönemki okul müdürüydü. Kapı kapı gezip okula,anasınıfı için, öğrenci arıyordu. Elinde bir listeyle yola düşmüş, çocuklarınızı kaydettirin diye aileleri ikna ediyordu. Okulların birinci dönemi çoktan bitmiş ve ikinci dönem başlayacaktı. Ama okula gitmeyen çocuklar olduğunu bildiği için böyle güzel bir karar almış, iyiki de almış. Akşam annem babama anlatırken 'Okul müdürü geldi Rabia için' dedi. Rabia için... Biri beni insan yerine koymuştu. İlk defa benim için özel bir şey yapıldığını hissettim. -6 yaşındaki bir çocuk için her şey özel olmalıydı.- Sonra annemle birlikte gittik kayıt yaptırdık. Annem beni almaya geleceğini söyleyerek gitti. Hiç ağlamadım. Zaten çok sakin bir çocuktum. Gitmeden önce mahalleden arkadaşım Caner'in de orda olduğunu söyledi. O zamanlar Caner benim tek arkadaşımdı. Mahallede çok az oynardım. Elimde bir defter bir kalem sürüklerdim gittiğim yere. Annemin öğrettiği harfleri tekrar tekrar yazardım. Bazen Caner bize gelirdi. Bazen ben onlara giderdim. Bazen de dışarda oynardık. Sınıftakilere baktım, hepsi birbiriyle arkadaştı. Çekingen bir tavırla katıldım aralarına. Kaynaşmam epey zaman aldı. Çoğu zaman oyuncaklarla oynardım. Tek başına oynananlarla. Müzik aleti vardı, küçük bir topacıyla notalara vurup dururdum. Öğretmenim başının ağrıdığını söylerdi, bırakırdım yerine. Erkekler araba sürerdi ve trafik kurallarına uymazlardı. Vahşi dünyalarına beni almak isteyeceklerini düşünmezdim. Sonra kızları izlerdim. Çay sunumu yaparlardı. Bebek uyuturlardı. Hepsi sıkıcı gelirdi bana. Evcilik oyununun hep saçma olduğunu düşünürdüm. Hâlâ da öyle. Baba işe gider, anne bebekleri uyutur ve evin işini yapar. Sonra da sıkılarak oturur, bebekler ağlar, tekrar tekrar sallar uyutur. Her gelene çay ikramı yapılır. Bence gayet sıkıcı oyunlardı. Ama glockenspiel çalmak çok eğlenceliydi, öğretmenimin başı ağrımasaydı. Bir de resim dersimiz olurdu. Masayı kurardık, birer tane sandalye alıp etrafına dizilirdik. Önceleri sandalye alma sırasında pembe sandalye bana gelirse sıramı hemen arkadaşıma verirdim. Neden pembeyi sevmemiştim bilmiyorum. Sandalyemi alınca da hemen Caner'in yanına otururdum, çünkü bir tek onu tanıyordum. En son sıkılmış 'Hocam ya, Rabia hep benim yanıma oturuyor. Bıktım artık!' diye şikayet etmişti. Ben de kızların yanına oturmuştum. Herkes rengarenk resimler çizerdi. Ben ne çizeceğimi bile bilmezdim. Birkaç saçma çizgi çeker sonra da silerdim. En son öğretmenim hadi çiçek çiz demişti ve çok çirkin bir çiçek çizmiştim. İlk çizdiğim resimdi ama hiç güzel değildi. 

    Sonra 23 Nisan hazırlıkları başladı. O zamanlar yeni çıkış yapan Hoptek Kolbastı müziğiyle çok güzel bir koreografi hazırladık. Okul gösterisi haricinde ilçedeki bütün okulların katıldığı bahar şenliklerinde de bu dansı yapacaktık. Anasınıfındaki en güzel günlerim başladı. Dans etmeyi öğrendikçe mutlu oluyordum. Yaz geldiği için güzel çiçekli elbisler giyinip hiç toplatmadığım saçlarımı savuruyordum. Çok nazlıydım çocukken. -Sanırım hâlâ biraz öyleyim.- Öğretmenim ve sınıf annesi Gülten Teyze iltifatlar ederdi, utanırdım. Güzel dans ettiğim için arkadaşlarımın da dikkatini çekmiştim. Kızlarla baya kaynaştık. Benle sohbet ediyorlar, çay saati oyunlarına davet ediyorlar, yeni öğrendikleri dans hareketlerini bana da öğretiyorlar, yardıma ihtiyacım olduğunda fark edip hemen duruma el atıyorlardı... Yeni arkadaşlar edinmiştim, çok da sıkıcı değilmiş çay saatleri. Boş bardaktan çay içmek baya lezzetliydi. Sandalye sırasında artık pembeyi bekliyordum. Resim saatinde ne çizdiğimi hatırlamıyorum ama renk renk çizmiştim onu hatırlıyorum. Ayrıca çok da güzellerdi. 
Gelelim o müthiş koroegrafiye! Kolbastı oynarken bir çember kuruyorduk ve iyi dans edenler sıra sıra ortada hareketlerini sergiliyordu. Dilay, iyi dans ettiği ve sosyal anksiyetesi olmadığı için hep ortada duruyordu, biz de onu takip ediyorduk. Çok neşeli ve güzel bir kızdı. Renkli gözlü, esmer tenliydi. Saçını genelde yarım toplardı. Çok güzel gülüşü vardı. Dansın açılışını ikimiz yapmıştık. Coşkulu bir başlangıçtı, herkes ıslık çalmıştı. Bir de bayrak açma görevi vardı. Dansın sonunda bir kişi cebinden bayrak çıkarıp açacaktı, çemberin içinde dans ederek dönüp herkes sahneden inerken protokolün de olduğu yöndeki dev Atatürk resmine dönecek bayrağı öpüp alnına koyacak ve oraya doğru kaldıracaktı. Hocalar bu konuda baya düşündüler, çok kararsız kaldılar. En son bu kutlu görevi bana verdiler. Gösteri günü sahneye çıkarken bile sıkı sıkı tembihlediler 'Sakın unutma!'. Nasıl unuturum. O kadar benimsemiştim ki sahneden inerken bile belki olmamıştır deyip merdivende durdum, döndüm, bayrağı öpüp alnıma koydum, Atatürk'e gösterdim. Kameramanın hoşuna gitmiş olucak ki gülerek çekmiş. Çizilen CD'imde de asıl sahne değil merdivendeki saygı duruşum var. 

    Nihayet gösteri günü geldiğinde herkesi bir telaş bir heyecan sardı. Çok heyecanlanan bir çocuk değildim ama o günkü kalabalıkta içim kıpır kıpırdı. Annem, teyzem, kuzenlerim hepsi beni izlemeye gelmişti. İlçedeki spor salonuna büyük bir sahne kurulmuştu. İçeri tıklım tıklım doluydu. Nedenini anlamasam da annemde bir durgunluk vardı. Sahneye çıkmadan önce provalar yapıldı. Prova sırasında da annem biraz hüzünlüydü. Kötü mü oyunuyorum diye düşündüm. 'Anne güzel oynuyor muyum?' dedim. 'Çok güzel oynuyorsun.' dedi. Sahneye çıkmadan önce fotoğraf çekindik. Öğretmenim ve Canerle üçümüz çekindik. (Elimde bir tane olan o fotoğrafı kuzenlerimden biri almış, çocuklarda karalamış ve parçalamışlar. Gösteriden başka fotoğraflar ve videom var ama o fotoğraftan bir taneydi. Neyse...) Öğretmenim anneme 'Siz de çekinin' dedi. Annem çekinmedi. Şimdi anlıyorum, babam kendini eksik hissetmesin diyeydi. Sonra sahneye çıktık, dans ettik. Gösteri boyunca, sahneden inene kadar alkışlandık. Sahneden indiğimde de annem hemen beni balkona kuzenlerimin yanına uzattı, sonra kendi merdivenden çıktı, geldi. Hepsi ağlıyordu. Annem de... 'Noldu, neden ağlıyorsunuz?' diye sordum. 'Duygulandık.' dediler. Bu güzel bir şey olmalıydı. Bütün gösteri boyunca ağladılar ve alkışladılar.

    Yıllar sonra öğrendim. Babamı psikiyatri servisinde ziyaret ettiğim günlerle gösteri heyecanı yaşadığım günler aynıymış. Çocukken bunu algılamak çok zor oluyor. Gösteri günü babam taburcu olmuş, tek başına... Gösteriye yetişmek için çok çabalamış. Annemin o günkü endişesi bu yüzdenmiş. Ben sahneye çıkarken babam aramış, 'Şimdi çıktım hastaneden, yetişir miyim?' demiş. Sonra 'Yetişemedim mi?'...
Sonraki yıllar okul gösterilerime her fırsat bulduğunda katıldı. Hep en önden izledi. Videolar çekti. Hepsinde neşeliydi, heyecanlıydı. 4. sınıfta babamın şansına üç görev almıştım. O zamanki hocam beni pek sevmezdi ama okumam güzel diye sunuculuğu vermişti. Dansta en arkadaydım ama olsun, babama yakındım. Bir de saz kursundakilerle yaptığımız gösteri vardı. Topluluk önünde ilk defa bağlama çalmıştım. En iyi çalan iki kişiden biriydim. Öyle ki hoca beni en öne oturttu ve mikrofonu benim sazıma getirdi. O gün babamın yaraları sarılmıştı, çok mutluydu. En son mezuniyetimde çok duygusaldık. Cüppemi babama giydirdim, kepimle çiçeğimi anneme verdim. Bu mezuniyet onların hakkıydı. Bol bol fotoğraf çekindik. Birbirimizin gözüne bakamadık, ağlayacaktık. Neyseki artık mutluluktan...

    Şimdi ben ne yaparsam yapıyım hep babam en önde olsun istiyorum. En önde olsun, beni en önden izlesin, en önden desteklesin. Bazen desteklemiyor, dağılıyorum. Yine de onu çok seviyorum. Birbirimize hiç sevdiğimizi söylemedik. Ben onun göğsüne yatarım o da 'Dokunmayın kızıma' derdi. Bu bizim sevgi dilimizdi. Büyüdükçe insan daha çok zorlanıyor sevgisini göstermekte. Eskisi kadar sarılmıyorum aileme, farkındayım, kahırlıyım. Onları çok suçlamadım. Onlar da büyük savaşlar verdiler. Şimdi hiç suçlamıyorum. Daha çok anlıyorum. Babam ağacın altında uyurken gözyaşı akmıştı, silmiştim. Bir daha görmedim ağladığını. Çok kötü bir kabus görmüştüm sabah. Kalkıp hemen yanına gittim. Başımı omzuna koydum. 'Korkma, ben burdayım.' demişti. Annemle daha şeffaf bir iletişimimiz var. Bazen anlaşamıyoruz ama birlikte ağlarız da güleriz de. İkisini de çok seviyorum. Onlar benim en özellerim. Hiç söylemiyoruz ama biliyorum, onlar da beni çok seviyor. Şu günlerde hep söyleyim diye hevesleniyorum, geri çekiliyorum. Sohbet ediyoruz, gülüyoruz, gün bitiyor, herkes yine kendi köşesine kendi hüznüne çekiliyor. Eskiye göre daha iyiyiz sanıyorum. Daha iyi olacaklarının hayalini kuruyorum ama sanırım bazı yaralar hiç geçmiyor. Onları sevmek, gözyaşına dokunamamak gibi. Ve babamla annemin gözyaşları için akrabalarımızı Allah'ın rızası olmadıkça asla affetmeyeceğim. 

Yorumlar

En Çok Okunanlar

FAZILCA

TUTAMAM MISRALARI - Yazarsın...

TUTAMAM MISRALARI - Son Damla

Onulmaz Aşk

SIRADAKİ ŞARKI ÖLÜM DANSI #R

TUTAMAM MISRALARI - Önsöz

Duydunuz mu¿

TUTAMAM MISRALARI - Nazire

Herkese İnat

Erciyes'in Karı Erimesin